Yelken yarislarina baslarken sabah herkes tekneye gelir. Herkes mutlu
neseli ve umit doludur. yeni yelken ayakakabilari, gunes gozlukleri ile hersey hazirdir. Sonra gun baslar , hafif bir ruzgar , gunes, minik
dalgalar ile tekne ilerler. Herkes gorevini yapar, hafif sakalasmalar olur; teknenin kaptani da sakin bir sekilde dumeni tutar ve tekne ilerler.
Sonra hava bozar ; ruzgar artar, kara bulutlar gelir, yagmur baslar ve dev dalgalar cikar.
Kosullar cok zorlasir, teknenin uzerinde cok buyuk bir baski olusur; hatta ufak hasarlar cikar ve siddetli gurultu sesleri de olur.
Ekibin cogu korkmaya baslarlar, kendilerini huzursuz hissederler. Bazilari cok korkarlar, bayilacak gibi olurlar; bazilari orta bazilari ise daha az.
Teknenin kaptani ise sabaha gore cok daha sakindir ve suratinda cok huzurlu bir gulumseme vardir. Bu huzuru bozmadan, cok hizli sekilde hep dogru kararlar almasi gerekmektedir ve zaten kolaylikla da alir. Bir yandan da , ekip elemanlarinin zaman zaman tek tek gozlerinin icine bakar, onlara sevgi dolu bir gulus firlatir ve bazen de siddetli ruzgarin yarattigi gurultuye ragmen kisa cumlelerle hatirlarini soracak vakti bulur ve onlari hep rahatlatir.
Tekne bu sekilde de ilermeye devam eder. Sonra ruzgar yeniden azalir, dalgalar kuculur ve gunes acar; islak elbiseler kurumaya baslar; herkes rahatlar yine sakalasmalar baslar. Rahat rahat tekne karaya yanasir, herkes barda bir bira icip nese icinde evlerine giderler. Uzun yillar sonra ; o gunu anarken, teknedeki genc yelkenci derki ; “offf ne guzel bir gundu , cok eglendik ama biraz da korkmustum” der.
Aslinda hatirladigi tek sey kaptanin yuzundeki huzurlu gulumsemedir.