2018 senesinin Ağustos ayında kısa bir tatil için Yunanistan’ın Spetses Adasında bulunuyordum.
Bu ada iyi tanıdıgım bir ada cünkü bu tatilden 3 ay önce yelken yarışı için yine buraya gelmiştim. Hatta o yarış tecrubesi çok çok harika geçmişti, Alexander Kedros isimli beyefendi’nin LARNE isimli teknesinin kaptanlığını ben yapmıştım ve birinci olmustuk. Bu yüzden Spetses Adası’n cok severim.
Tatilin sonunda; pazartesi sabah 11.00’de Ada’dan Atina’ya feribot bileti almıştım, önce Atina’ya gidecek oradan da akşam ucagı ile Istanbul’a dönecekdim.
Pazar aksamı ise Spetses’in en önemli yapısı olan Posedonion Hotel’de yabancı arkadaslarımla bir yemek vardı, son gece olmasının verdiği ufak bir hüzün olsa da arkadaslarla
sohbet cok keyifli idi. Yarışlar için adaya bol bol gittiğimden, otelin sahibi Adonis ile yakın dost olmuştum. Son aksam yemek onun otelinde idi ama kendisi aramızda değildi. Yemek cok keyifli geciyordu, Yunan, Fransız ve Italyan gencler vardı ve oldukca güzel konular hakkında konuşuyorduk. Sofradaki sohbetin ilerleyen aşamalarında, masadaki bir arkadaş heyecanla söyle dedi : ‘Duydunuz mu arkadaslar, Adonis bugün denizde bir şahin bulmuş ve kurtarmış’ dediler. O sırada Ben, sofradaki gürültüden tam soyleneni anlamadım, o kişi ‘ HAWK’ demişti, yani ingilizce sahin kuşu. Denizde ne bulmuş olabilirdi ? Ben duyamadıgım için tam anlamak için 4 – 5 kere sormak zorunda kaldım. Sonunda anladım – ‘Wow’ dedim HAWK ! Hem de denizde..
Meğersem o gün Adonis, oğlu ile kücük bir ahşap tekne ile balık tutarken, denizde boğulmak üzere olan ve zar zor nefes alan kocaman vahşi bir kuşu kurtarmış, tekneye almıs ve sonra da evine götürmüş. Bu hikaye hepimizi cok etkiledi, Adonis’i cok tebrik ettik, takdir ve sükran duygularımız ile yutkunup, buzlu uzomuzdan bir yudum daha aldık.
Bir süre sonra yemek bitti ve evlerimize dağıldık.
Ertesi sabah ben saat 11deki feribot’a binmek üzere cantamı sırtıma asıp, iskeleye dogru ilerledim. Hava cok sıcak idi, çantam da biraz ağırdı. Ayrıca adadan ayrıldıgım ve hatta yanlız ayrıldıgım için de biraz hüzünlü idim. Tam sıraya girmiştim ki, orada bankda oturmakta olan Adonis’i gördüm.
Hemen selamlastık, ve ‘Hayırdır dedi, bitti mi tatil ? Atina’ya mı gidiyorsun ? ‘
‘Evet’ dedim ben de, ‘maalesef, kısa sürdü bu sefer.’ diye cevap verdim.
‘Peki ya sen’ dedim, ‘sen de mi Atina’ya gidiyorsun ? Ne işin var feribot sırasında ?’
‘Yok’ dedi ‘ben gitmiyorum ama kuşu gönderiyorum’ dedi. Ve hemen eli ile yanında durmakta olan kocaman karton kutuyu gosterdi.
Nedense ben bir an o kutunun içinde ölü bir kuş oldugunu aklımdan gecirdim.
‘Hay allah’ dedim, üzüldüm öldüğüne…
‘Yok yok’ dedi Adonis, ölmedi, hastaneye gönderiyorum’ dedi.
‘E dedim bu kocaman kutunun içinde koca kus mu var’ diye sasırdım ‘evet’ dedi o da !
‘Wow’ dedim ‘sen ne iyi bir insansın, kusu Atina’ya hastaneye gönderiyorsun. ‘
‘Sagol’ dedi o da, ‘birazdan kutuyu geminin kaptanına vereceğim, o da Atina’nın Pire limanında veterinere teslim edecek’ dedi.
‘Tamam dedim, harika plan ! Kolay gelsin’ dedim.
Adonis arkasını bana dönerek, kollarında koca karton kutu ile upuzun iskelenin ucuna dogru yürümeye basladı. Beyaz üniformalı, uzun boylu gemi kaptanının yanına varınca, konusmaya basladı, kısa bir süre tekrar yüzünü bana döndü ve yine elinde kutu ile geri yürümeye başladı. Tekrar yanıma geldi, kaptan kutuyu almıyor dedi !
Ben de güldüm, canın sagolsun demeye hazırlanırken, koca kutuyu benim kucagıma bırakıverdi. ‘Sen götürüsün değil mi ?’ dedi…
‘Tabiiki dedim’ ben de, ‘yanlız bırakacak değiliz bu talihli koca sakat kusu !!!’
Sarıldı öptü yanaklarımdan, ‘You are a good man’ dedi.
‘Veteriner Pire limanına gelecek, senin numaranı vereceğim, gelir senden kusu alır’ dedi,
‘Tamam’ dedim ben de, ‘merak etme, en olmadı acarım kollarımı iki yana, kartal gibi sallarım dedim 🙂 Bu sekilde tebessüm ve sevgi ile vedalastık.
Ben koca cantam ve koca kutu ile feribot’a bindim. 11 C nolu koltuga oturdum, allahtan yanımdaki koltuk bostu, oraya da kusu oturttum.
Ve beraberce iki saatlik seyahatimiz basladı, gemi iplerini cözdü ve once Hydra adasına sonra da Atina’ya dogru yol almaya basladı.
Yolda Adonis’den bir whatsapp mesajı geldi, önce hatırımı sordu, sonra bana bir kez daha tesekkür etti. Sonra harika bir jest yaptı, dedi ki :
‘Madem sen götürüyorsun Atina’ya, o zaman kusa isim verme hakkı da senin’ olsun dedi. Ben de bu duruma cok sevindim. Biraz düşündüm ve sonra kararımı verdim:
PERGAMON – Ege’deki Bergama sehrini cok severim, o yaz da cok sıkca gitmiştim, ayrıca Bergama’da dagın tepesindeki antik sehir de cok heyecan verici. Yukseklerde ucan bir sahin için güzel bir isim diye düşündüm, ve ismi koydum : PERGAMON.
Hazırız Adonis : ben ve Pergamon, Atina’ya hazırız:)
Feribotta sakin sakin oturuyorduk, arada sırada Pergamon kanatlarını çırpıyordu sanırım, kutu parcalanacak gibi oluyordu, pata pata yoğun sesler geliyordu, ama sonra sakinleşiyordu.
Feribot Atina’ya cok yaklasmıstı, Adonis’den bir mesaj daha geldi, söyle diyordu : ‘Veteriner biraz gecikiyormus, sen istersen’ dedi ‘kutuyu Feribot’ların bilet gişesine bırak, veteriner ordan alır’ dedi. Ben ‘peki’ dedim ama pek aklıma yatmamıstı. Feribottan inince, bilet gişesine gittim, cok buyuk bir kalabalık vardı. Zaten hava da cok sıcakdı.
‘Ben buraya bırakmayayım dedim kendi kendime, nasıl olsa vaktim var. Gölgede oturup beklerim’ diye kararlastırdım.
Uzunca bir sure bekledim, sonra biraz karnım acıktı. Veteriner’den ses yoktu halen. Oradaki kucuk bir cafe’ye gittik, Pergamon ile beraber. Ben hafif bir seyler atıstırırken, o yine kutusunda daralmaya ve sıklıkla cırpınmaya devam etti.
Pergamon’un sonunda varması gereken yer, Aegina adasındaki vahsi hayvanlar hastahanesi idi. Yunanistan’daki bu hastane, Avrupa’nın en büyük ikinci hastanesi diye biliniyor. Aegina adası ise, güneyde, Atina ile Spetses’in arasında, ancak Atina’ya oldukca yakın bir ada (feribot ile yaklasık 40 dak mesafede).
Daha sonra anlasıldıki, Veteriner Pire’ye gelemiyordu. Bu sefer de Adonis bana kutuyu Aegina feribotunun kaptanına bırakmamı tavsiye etti.
Ben de dedimki: ‘O da olmaz, koca kutuyu o kalabalıga bırakamam.’ Sonra saatime baktım, Istanbul’a giden THY ucagına daha 5-6 saat vardı. Biraz delilik gibi olsa da, aklıma dogrusunu yapmak geldi. Yeniden bilet gişesine gidip, Aegina adasına gidiş dönüş bilet aldım. Bir kez daha koca kutu ile feribota binip, koltuga oturdum. Ve geldiğim yöne dogru tekrardan hareket ettim.
Adonis bu hamleme yine cok sevindi, kutuyu bir yere bırakmaya kıyamadım haliyle ve son ana kadar yanında olmak istedim. Bu son duruma göre, Aegina adasına ayak bastığımda, kutuyu vapur iskelesinin yanındaki fıstık dükkanlarından birine bırakmam söylendi. Kostas’ın dükkanı demişti Adonis. Aegina adasının kabuklu fıstıkları cok meshur.
Tüm turistler onlarca paket alıp götürüyorlar adadan ayrılırken, bu yüzden yan yana dizilmiş olarak nerede ise otuz tane fıstıkcı dükkanı vardı. Tek tek hepsine sora sora sonunda, Kostas’ın dükkanını buldum. Ve sonunda iyi bir haber, Kostas konuyu biliyordu, tamam dedi, kutuyu buraya bırakabilirsin.
Peki dedim, veteriner burda mı ? Yoksa acaba kutuyu hastaneye mi götürsem diye düşünğüyordum. ‘Yok’ dedi Kostas, ‘merak etme sen lütfen, buraya bırak’ dedi, Veteriner aksam yemeginden once gelir, kutuyu alır dedi. Lutfen için rahat olsun dedi. Ve ben kutuyu Kostas’ın dükkanına bıraktım. İki paket fıstık aldım, zaten agır olan cantama koydum, ve yavas adımlarla yine feribotlara doğru yürümeye başladım.
Ayrılmıştık Pergamon ile, kısa sürmüştü bu heyecanlı seyahat. Ve ben yine tek basıma feribota binmek üzere idim.
Tam o sırada, siddetli ve ısrarlı bir ıslık calmaya basladı arkamdan, Kostas bana sesleniyordu, ‘gel gel’ diye bagırdı !
Veteriner geldi dedi…. Yaşasın, huhaaaa cok sevinmiştim, koşa koşa geri döndüm. Hadi o zaman dedim doktora, acalım kutuyu…
Uzun sakallı, Robinson Cruse görünümlü doktor sakin el hareketleri ile kutuyu actı, Pergamon’u eline adlı sonra bana jest olsun diye ATMACA; ATMACA dedi…
Haha, biraz turkce konusuyordu Doktor Bey, ‘Ah’ dedi sonra da, ‘daha çok genç bu ve omurgası kırılmış’ dedi, ama kanatları saglam.
Tamam dedi sen merak etme, 5-6 ay burda kalır biz bakarız, sonra yeniden salarız onu gökyüzüne dedi.
Bu daha cok genc dedi, erken salarsak yem olur buyuk kuslara, iyice güçlenecek sonra özgür olacak yenideni.
Kücük bir cocuk gibi sevinmiştim, cok mutlu oldum.
Sonra bir kac saniye içinde, 2-3 kere oksadım ben de kafasını Pergamon’un, harika bir hayvan imiş sahiden, gözlerindeki sertlik ve kararlılık hemen dikkat cekiyordu, ne kadar güçlü bir kuş dedim içimden, bunca başına gelenlerden sonra bile…. Muhtesem bir hayvan, kücük bir kartal !
İcim rahatlamıştı artık, herkese tesekkur edip, hızlı adımlarla yine feribota dogru ilerledim, zorda olsa yetiştim ve sonrasında Atina’ya vardım. Oradan da havalimanına ve Istanbul’a….
Harika bir tecrübe olmustu benim için, ne kadar özel bir gün oldugunu her gecen gün biraz daha iyi anlıyorum.
Bu cümleleri yazarken de, ne kadar sanslı oldugumu düşündüm bir kez daha.
Bu özel günden yaklaşık 5 ay sonra, bir arkadas grubu ile yine Atina’ya gitmiş idik. Isterseniz dedim, Aegina’ya gidip Pergamon’u ziyaret edelim ?.
Sonra doktoru aradık, ‘selam’ dedim Pergamon iyi mi ? Once tam anlamadı, hatırlayamadı, ama sonra hatırladı…
Ve dediki : ‘O gitti coktan, artık gökyüzünde ve özgür !’
Önce içim buruldu, gercekten üzüldüm, onu tekrar göreceğim diye çok sevinmiştim aslında.
Ama sonra yanımdaki arkadasım dedi ki: Aslında sevinmen lazım değil mi , o artık eskisinden daha da güçlü, daha kararlı ve olabildiğince özgür…’
Haklı idi sanırım,
Sükürler olsun hepinize,
Adonis’e de tesekkurler, cok harika bir dostdur kendisi…
Sükürler Olsun Herseyimize, her saniyemize ,
3 günlük kısa bir yaz tatili böyle kutsal bir hikaye taclandı !
Belki bir gün yine karşılaşırız Pergamon ile, belki gözlüyordur bizleri yukarılardan…
Sükürler olsun 🙂